Ya Ailem Öldürürse!?

By | Mart 13, 2021 Leave a Comment

     Bugün bu yazıyı yazma sebebim, sadece bazılarımızla hislerimi paylaşmaktır, iyi okumalar. 

        Zaman zaman olur ya, ailemiz korkutur gözümüzü. Zaman olur, hayattan çok ölüm cazip gelir. Ailemizim bizi öldürme ihtimali alelade bir ölümden daha korkunç gelir. Çok korktuğumuz şeyler olur hayatta, kendi renklerimizi kaybetme eşiğine geliriz veya belki kaybederiz.

    


    Bazen çevremde arkadaşlarım oluyor, bazıları renklerinin solmasından korkuyor; bazıları da ailesinden zarar görmekten. Aslında, aileler belki bir görseler o an o kişinin kalbini korkacak, duracak. Ama; o kadar kör bir toplumuz ki canım dedikleri kişilerin kalbini göremiyorlar bazen. Bu asla bir savunma veya bahane olmayacak, bu olsa olsa mağdur kişinin beli doğrulunca kendine verdiği bir telkin olarak kalacak.

    Bir çocuk hayata ilk gözlerini açtığında, ilk attığı adımda, ilk söylediği sözde ailesi ile olur genelde. Aile hayat verir çocuğa, güven verir, umut verir, can verir. Aile; senin yaşam eksenini çizer bazen. Bu yüzden, ailesinden yaralı olan birinin de acısı kolay kolay geçmez. Çünkü o şefkat, merhamet, sevgi duygularının yerini dolduracak bir şey yoktur. Bundan ruhumuz hastalanır zaten. 

    Doğduğun zamandan beri seninle ilgilenen, sana sevgi gösteren, hastalanınca senin başında duran, ağlarken sırtını sıvazlayan insanlar; senin LGBT bireyi olduğunu öğrenince sana sert davranıyorsa; toplum her şeyden önce senden aileni çalmıştır. Bu hissin nasıl olduğunu yarım yamalak da olsa bilirim. Söyleyebileceğim bir şey de yok, bu konuda.

    Lakin, toplumun dediği gibi canavar olmuyorsun o itirafla. Ailen sana öyle baksa bile, sen yıllardır o ailede büyüyen çocuksun. Ailen artık aynı olmasa da sen hala aynısın. Aslında hiç değişmedin, sadece renklerinin solmasından korkuyorsun artık. Ailene aslında aynı olduğunuzu anlatmaya çalışıyorsun belki, bunun senin bir parçan olduğunu.

    Argümanlar oluyor bazen; "Senin erkek sevgilin oldu trans olamazsın, sen makyaj yaptın bilmem kaç yıl boyunca, sen regl oldun, senin kız sevgilin oldu, sen sadece özeniyorsun küçükken de böyleydin, bilmem kim senin aklını bulandırmış " ve sonra bu argümanların içinde kayboluyorsunuz ve fark ediyorsunuz; sadece doğal olmak istiyorsun, sıradan olmak istiyorsun. 

    Kendini sürekli istediğin şeyler için "olmasa da olur" diye teselli ediyorsun, kendinizi zorlamaya başlıyorsun. "Saçımı kesmesem de olur kökü bende zaten kessem de uzayacak." , "Binder giymesem de olur hem zaten ilerde göğüslerimi aldıracağım." , "Pembe giysem bir şey olmaz hem erkekler de pembe giyiyor." , "Makyaj yapsam bir şey olmaz hem erkekler de makyaj yapıyor."... Ama unuttuğumuz şey, sabır taşının bile dert sınırı var, sonrasında çatlıyor. Aileni kaybetmek istemiyorsun çünkü, ailenden kopmak istemiyorsun. Gün gün sana karşı sesler yükseliyor, bağırışlar artıyor. Sen de ailen için normalleştirdiğin tabularınla yamalı bohça gibi kalıyorsun.

    Kendine aynada bakıyorsun, kendini parçalamak istiyorsun o an belki de. Sana sadece "sabret" diyorlar. Sense sabır taşına iyi şeyler fısıldamaya çalışıyorsun, çatlamasın diye. İnsanlar, asla içini bilemez; bazen "damdan düşen anlar" diyoruz ya, o bile yetmiyor. Sesini senden başka kimse yeteri kadar duyamaz, canım kardeşim.

    Buranın sonunda söyleyebileceğim bir çare yok; kel ilacı olsa kendi kafasına sürermiş. "Bu yüzden" diyerek başlamayacağım son paragrafa. Her insanın kendi çaresi farklıdır. Eğer sende benim gibi hissediyorsan ve bunları yaşadıysan; bil ki ruhun hastalanabilir. Dikkat et kendine, renklerine.

Kısaca; gelecek nesilde bir çocuğun bu ikilemde kalmamasını ümit ederek bitiriyorum bu yazıyı. Kendinize çok iyi bakın, sağlıcakla kalın.

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa

0 yorum: