Son Gönderiler

     Bugün bu yazıyı yazma sebebim, sadece bazılarımızla hislerimi paylaşmaktır, iyi okumalar. 

        Zaman zaman olur ya, ailemiz korkutur gözümüzü. Zaman olur, hayattan çok ölüm cazip gelir. Ailemizim bizi öldürme ihtimali alelade bir ölümden daha korkunç gelir. Çok korktuğumuz şeyler olur hayatta, kendi renklerimizi kaybetme eşiğine geliriz veya belki kaybederiz.

    


    Bazen çevremde arkadaşlarım oluyor, bazıları renklerinin solmasından korkuyor; bazıları da ailesinden zarar görmekten. Aslında, aileler belki bir görseler o an o kişinin kalbini korkacak, duracak. Ama; o kadar kör bir toplumuz ki canım dedikleri kişilerin kalbini göremiyorlar bazen. Bu asla bir savunma veya bahane olmayacak, bu olsa olsa mağdur kişinin beli doğrulunca kendine verdiği bir telkin olarak kalacak.

    Bir çocuk hayata ilk gözlerini açtığında, ilk attığı adımda, ilk söylediği sözde ailesi ile olur genelde. Aile hayat verir çocuğa, güven verir, umut verir, can verir. Aile; senin yaşam eksenini çizer bazen. Bu yüzden, ailesinden yaralı olan birinin de acısı kolay kolay geçmez. Çünkü o şefkat, merhamet, sevgi duygularının yerini dolduracak bir şey yoktur. Bundan ruhumuz hastalanır zaten. 

    Doğduğun zamandan beri seninle ilgilenen, sana sevgi gösteren, hastalanınca senin başında duran, ağlarken sırtını sıvazlayan insanlar; senin LGBT bireyi olduğunu öğrenince sana sert davranıyorsa; toplum her şeyden önce senden aileni çalmıştır. Bu hissin nasıl olduğunu yarım yamalak da olsa bilirim. Söyleyebileceğim bir şey de yok, bu konuda.

    Lakin, toplumun dediği gibi canavar olmuyorsun o itirafla. Ailen sana öyle baksa bile, sen yıllardır o ailede büyüyen çocuksun. Ailen artık aynı olmasa da sen hala aynısın. Aslında hiç değişmedin, sadece renklerinin solmasından korkuyorsun artık. Ailene aslında aynı olduğunuzu anlatmaya çalışıyorsun belki, bunun senin bir parçan olduğunu.

    Argümanlar oluyor bazen; "Senin erkek sevgilin oldu trans olamazsın, sen makyaj yaptın bilmem kaç yıl boyunca, sen regl oldun, senin kız sevgilin oldu, sen sadece özeniyorsun küçükken de böyleydin, bilmem kim senin aklını bulandırmış " ve sonra bu argümanların içinde kayboluyorsunuz ve fark ediyorsunuz; sadece doğal olmak istiyorsun, sıradan olmak istiyorsun. 

    Kendini sürekli istediğin şeyler için "olmasa da olur" diye teselli ediyorsun, kendinizi zorlamaya başlıyorsun. "Saçımı kesmesem de olur kökü bende zaten kessem de uzayacak." , "Binder giymesem de olur hem zaten ilerde göğüslerimi aldıracağım." , "Pembe giysem bir şey olmaz hem erkekler de pembe giyiyor." , "Makyaj yapsam bir şey olmaz hem erkekler de makyaj yapıyor."... Ama unuttuğumuz şey, sabır taşının bile dert sınırı var, sonrasında çatlıyor. Aileni kaybetmek istemiyorsun çünkü, ailenden kopmak istemiyorsun. Gün gün sana karşı sesler yükseliyor, bağırışlar artıyor. Sen de ailen için normalleştirdiğin tabularınla yamalı bohça gibi kalıyorsun.

    Kendine aynada bakıyorsun, kendini parçalamak istiyorsun o an belki de. Sana sadece "sabret" diyorlar. Sense sabır taşına iyi şeyler fısıldamaya çalışıyorsun, çatlamasın diye. İnsanlar, asla içini bilemez; bazen "damdan düşen anlar" diyoruz ya, o bile yetmiyor. Sesini senden başka kimse yeteri kadar duyamaz, canım kardeşim.

    Buranın sonunda söyleyebileceğim bir çare yok; kel ilacı olsa kendi kafasına sürermiş. "Bu yüzden" diyerek başlamayacağım son paragrafa. Her insanın kendi çaresi farklıdır. Eğer sende benim gibi hissediyorsan ve bunları yaşadıysan; bil ki ruhun hastalanabilir. Dikkat et kendine, renklerine.

Kısaca; gelecek nesilde bir çocuğun bu ikilemde kalmamasını ümit ederek bitiriyorum bu yazıyı. Kendinize çok iyi bakın, sağlıcakla kalın.



    Bugünkü konumuz; steroidlerin yan etkilerini azaltabilmek için yapılabilecek şeyler. 




        Bildiğiniz üzere süreç esnasında kullanılan belirli hormonlar vardır ve bu hormonlar vücutta belirli şeylerin değişmesine katkı sağlar. Diğer yandan; steroidleri kullanırken bilinçli olmakta fayda var. Çünkü kullanılan her yapay madde gibi steroidlerin de çeşitli yan etkileri bulunmaktadır. Bunları o ilaçların prospektülerine webden ulaşarak öğrenebilirsiniz. Bazı yan etkiler kaçınılmaz olsa da belirli şeylere dikkat ederek diğer yan etkileri azaltabilirsiniz;

 * Süreç öncesinde veya esnasında hormon kullanırken doktora mutlaka danışın.

 * Beslenme planı oluşturun.

 * Hazır veya paketlenmiş gıdalardan mümkün mertebe uzak durun.

 * Beslenme planınızda yeteri kadar vitamin, mineral ve besin grubunun bulunduğundan emin olun.

 * Özellikle testosteron kilo artışına sebep olduğu için; kaslarınızın güçlenmesine destek olmak adına spor yapın.

 * Karaciğerinize olumsuz etki oluşturmamak için sigara ve alkolden uzak durun.

 * Ruhsal açıdan olan değişimleri dengelemek için yeterli profesyonel yardımı aldığınızdan emin olun.

 * Ve geçen sefer dediğim gibi;
"
Kendinizle alakalı aldığınız her kararda insanlardan önce kendi beden ve ruh sağlığınızı düşünün."

    Spor yaparken steroid kullanmak bir şart değildir. Steroid kullanmadan da beslenme programı ve doğru çalışmayla vücudunuzu geliştirebilirsiniz. Aslında burada önemli olan tek nokta istikrarlı olmak. Kendi vücut tipiniz, metabolizma hızınız ve diğer faktörlere uygun hazırlanan programlarla çok iyi bir şekilde gelişebilirsiniz. Ki bu konuda benim takip ettiğim bir instagram sayfası var. Bu konuda araştırma yaparak sayfaya ulaşabilirsiniz.
    Unutmayın ki; bu beden sizin ve aldığınız her bir karar sizi doğrudan veya dolaylı olarak etkiliyor. Ve kendinizle barışık olmadığınız sürece hayal ettiğiniz görünüme bile kavuşsanız mutlu olamazsınız. Asla sağlığınızdan ödün vermeyeceğiniz bir gelecek dileğiyle, hoşça kalın.
 

   


Selamlar, arkadaşlar. Bugün daha çok motivasyon tadında bir yazı olacak bu yazı, iyi okumalar.

Bazen hayatta almamıza izin vermedikleri kararlar vardır. Hatta, bizde bu sebeple inatlaşarak belki de işleri zorlaştırırız kendimiz için. Bu konular değişkenlik gösterir elbette. Bu yüzden, şimdi belki de "Hayır bu sayılmaz." diyor olabilirsiniz. Benim demek istediğim şey şu; savaşınız kutsal bir şey elbette, bunun bende farkındayım. Peki, bu savaşta kendinize hava almanız için boşluklar tanıyor musunuz? Eğer bu soruya hayır cevabını veriyorsanız, lütfen kendinize bir bakın. 

    Arkadaşlar, dışarıdan her ne kadar güçlü durmaya çalışsanız da , her ne kadar güçlü olduğunuzu sansanız da, her ne kadar kendinize durup dinlenmek için fırsat da tanımasanız... Sizler de insansınız; yorulabilirsiniz, düşebilirsiniz, üzülebilirsiniz, depresif bir duygu durumuna bürünebilirsiniz. Bunlar gayet normal, sizler insansınız ve zor bir savaş veriyorsunuz. Hem kendi bedeniniz, hem de aile yapıları yoruyor sizi belki. Bu yüzden; 

* Lütfen kendinize hava alabileceğiniz bir nokta oluşturun. O an dertlerden uzaklaşabileceğiniz, bir şeyler hakkında kendinizi yıpratmayacağınız bir alan olsun.

*Kendinizle alakalı aldığınız her kararda insanlardan önce kendi beden ve ruh sağlığınızı düşünün.

*Karar alırken acele etmeyin.

*Kendinizi belirli kalıplara sıkıştırmayın, nasıl rahat hissediyorsanız öyle yaşayın.

*Belirli tepkileri vermek zorunda olduğunuzu düşünmeyin yada insanların sizi zorunda bırakmasına izin vermeyin.

*Aldığınız her kararda iyice düşünmeye iyi ve kötü noktalarını görmeye dikkat edin.

*Cinsiyet ve cinsel yönelim konularını yeterince uzman olmayan insanlarla konuşmayın.

*Kendi iradenize dolaylı olacak şekilde hiçbir müdahaleyi kabul etmeyin.

*Eğer trans iseniz sizlerin yeterince maskülen/ feminen görünmediğini söyleyen insanları hayatınızdan çıkarın.


Hayat kendinize müdahale ettirmeniz için çok kısa. Güzel ve temiz bir hayat yaşamak için iç sesinizin size rehberlik etmesine izin verin. Aynada gördüğünüz kişiyi sevin çünkü siz çok özelsiniz.

Sevgili dostlar, kendinize çok iyi bakın; sağlıcakla kalın. 





 Binder nedir?

    Trans erkek, Non-binary, maskülen görünümü arttırmak için kullanılan ve göğüse sarılan yada göğüsü sıkıştırarak daha düz görünüm elde etmeye yarayan iç giyim malzemesidir. Binderler hakkında konuşmadan önce binderin kullanım önerilerinden bahsedeceğim.

* Binderleri kullanırken nefes almanıza hayati şekilde tehlike oluşturmayacak binder kullanmalısınız.

*Binder kullanırken spor yapmamalısınız.

*Anksiyete yada panik atak problemleriniz varsa ve kriz geçiriyorsanız o anda binderinizi üzerinizden çıkaramasanız bile klipslerini açmalısınız yada güvendiğiniz biri yanınızda varsa binder taktığınızı söylemelisiniz.

* Diğer yandan binderi 6 yada 8 saatten daha uzun süre giyinmemelisiniz. 

* Eğer astım gibi kronik rahatsızlıklarınız varsa binder kullanmadan önce doktora danışmalısınız.

    Şimdi gelelim diğer konuya; binderler günümüz ekonomik şartlarına göre kimi zaman pahalı olabiliyor. Bu yüzden; evde kendi çabalarımızla kamufle etmeye yarayacak şekilde bir şeyler yapmaya çalışabiliriz.



*Bandaj: Ortapediyle alakalı malsemeler satılan yerlerden temin edebilirsiniz. Lastikli bir yapısı vardır. Günlük hayatta kayma yapabilir yada nefes almanızı zorlaştırabilir.

*Korse: Bel yada şort şekilli korseleri ister kendiniz keserek dikebilirsiniz yada bunu terzide yaptırabilirsiniz. Uzun vadede kesin çözüm olmasa da ilk binderinizi kullanıyorsanız yada durumunuz yoksa tercih edebilirsiniz. Gerisi tamamen hayal gücünüze kalmış.


*Binder: İnternette binder satışı yapan belirli instagram sayfaları var. Eğer binder alıp kullanmış belirli arkadaşlarınız yada tanıdıklarınız varsa onlara sorarak bilgi alabilirsiniz. Yada youtube, instagram, twitter üzerinde görünür olan trans arkadaşlara sorabilirsiniz. 

**Not: Yukarıda listelediğim hangi ürünü kullanırsanız kulanın bedeninizin sağlığına dikkat edin. Hayalinizdeki görünüme kavuşmayı ne kadar çok istediğinizi biliyorum, ama sağlığınızın bozulması yada bedeninizin hasar alması emin olun bu süreci geciktirecektir.



    Kendinizi hayal ettiğiniz şekilde yaşayabileceğiniz günler görmeniz dileğiyle. Kendinize çok iyi bakın, seviliyorsunuz.



  




  LGBT bireyi olmak, dini inanç olarak belirli bir kesimden farklı olmak, bizim siyasi görüşümüzü etkiler mi?



    Bu insanlara göre şaibeli bir konu olsa da aslında normalde olması gereken; etkilememesi. Çünkü, siyaset genel olarak ülkenin o zaman içindeki yönetilme şekliyle alaklıdır. Siyasi olarak duruşumuzun sebebi bu bahsettiğim kavramlar ise, aslında toplumda gözden geçirilmesi gereken çok şey vardır. Baktığımız zaman; toplum fertlerinin tamamen aynı şeyleri düşünmesi yada tercih etmesi olasılıksal olarak mümkün değildir. "Beş parmağın beşi bir değil" derken bundan bahsediliyor. 

    Toplumda farklı görüşte veya farklı tercih / yönelimde olan insanlar bulundukça fikirlerin zenginliği artar. Aynı firleri olan insanların sırf aynı şeyleri savundukları/ düşündükleri için kavga ettiklerini hiç görmedim. Buna dayanarak söyleyebilirim ki; önemli olan aynı düşüncelere değil farklı düşüncelere karşı hoşgörülü olmaktır.

    İnsanlık; merhamet, hoşgörü ve empatiyle belli olur ne de olsa. Önemli olan, sizden farklı insanlarla yan yana nasıl yaşadığınızdır. Bir siyasi partiyi desteklerken; ekonomik, eğitimsel yada askeri olarak vaatlerini değerlendirerek ona göre seçmemiz gerekirken, birbirimizi etiketlere yada fikirlere göre ayrıştırmamız ise genel olarak bizlerin hatasıdır.

    Toplum içinde birbirimize eksik yönlerini kapatacak şekilde yardımcı olmamız gerekirken, kendimizden veya grubumuzdan başkasını düşünemez olduk. Bunun sebebi; bir gün sıranın bize geleceğinden korkmak veya biz yapmazsak başka kimsenin bize yardım etmeyeceğinin farkındalığı değil de nedir? Bunu yaparken bile ayrımcılığa veya dengesizliğe sebep oluyoruz. Bunu belki farkında olarak yada belki farkında olmadan yapıyoruz ama sonuç olarak yapıyoruz.

    Kısaca bu tutumun toplumdaki belirli bireylere veya bir kesime verebileceği potansiyel zararı kabaca listelemek gerekirse;

* Toplumdaki iki kesmin birbirine karşı sert tepkiler vermesini tetikleyebilir,

* Bu olaylar içinde yer almayan sadece bu yönelim veya vasıfları bulunan insanların psikolojisine zarar verebilir,

* İki kesimden herhangi birinin bu görüşlerle belirli şeyleri suistimal etmesine sebep olabilir,

* Toplumun sanat ve edebiyat konularındaki gelişimi azalabilir,

* Şiddet vakalarının artışına sebep olabilir,

* Ahlak, erdem gibi kavramların bireysellikten çıkıp toplumsal olarak değerlendirilmesine sebep olabilir,

* Eğitim önceliğinin değişmesine sebep olabilir.

      Bu ihtimaller sadece bizleri değil gelecek nesilleri de etkileyebilir; çünkü bu şartlarda yetişen genç yada çocukların da fikrinin bu ön yargılara yatkın olabileceğini biliyoruz. 

      Zamanla bunu bir şekilde azaltacağımızı yada tamamen bırakcağımızı temenni ederek yazımı sonlandırıyorum. Birey değil, toplumca gülümseyebileceğimiz günleri dileyerek; hepiniz sağlıcakla kalın, seviliyorsunuz.

 

    Bildiğiniz üzere, yakın zamanda İzmir`de deprem oldu. Bu deprem için kendince sebep arayan boş beyinli insanlar mesaideydi ve mesailerinin hakkını verdiler. Bundan yaklaşık 9.5 ay önce Elazığ`da yaşanan depremde olduğu gibi. Buradan tüm İzmir halkına geçmiş olsun dileklerimi ileterek makaleme başlamak istiyorum.

    "Deprem, yer kabuğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan enerji sonucunda meydana gelen sismik dalgalanmalar ve bu dalgaların yeryüzünü sarsması olayıdır." Bu olayın tanrının veya yaratıcının insanlara öfkelenmesiyle alakası yoktur. Eğer günah denilen kavramın cezası deprem olsaydı; adam öldürme, hırsızlık, şiddet, iftira gibi günahların da cezasının karşılığı aynısı olurdu. Hz. peygamber ve bazı sahâbîlerin de deprem yaşadıklarını göz önüne alırsak, bu insanlara göre o dönemde de zina vardı. Bu kurduğum cümle ile sizleri sinirlendiydiysem, lütfen kusura bakmayın. Ben sadece imanlı olduğunu iddia eden insanların söylediklerini dile getiriyorum. 

    Milattan önce 625-547 yıllarında yaşayan Thales; depremlerin, yeryüzü ve su arasındaki gerilimin sebep olduğunu düşünmüştür. Ama gelin görün ki 2020 yılında hatrı sayılacak kadar fazla sayıda olan boş beyinli kesim zinadan olduğunu söylüyor. Şimdi düşününce, bu beyinsiz insanlardan bir tanesinin bile olsa müteahhit olduğunu düşünsenize; adam binayı bilerek kalitesiz yapıyor çünkü zaten "Zina olursa yıkılır (!?)" diyor. Ama ne kadar harika karakterli(!) insanlarsınız sizler öyle. Depremde ölen küçük çocuklar da mı zina yapıyordu? 

    Toplumumuzdaki sıkıntılar listelemekle bitmez genellikle, bunları anlatınca da vatan haini olursun. Bu kafa yapısı da sorunlu bence. Mesela, ben toplumumu daha iyi ve hoşgörülü görmek istediğim için sorunları yazmak, anlatmak isterim. Ama bunları yapamıyoruz ne yazık ki.

    Diğer yandan; İzmir millet vekillerinin ve belediye başkanının bilinçli davranarak bu söylemlere mahal vermedikleri için onları tebrik ediyorum çünkü aynı zihniyet Elazığ depremi zamanında haddini aşan ithamlarda bulunmuştu. Mesela onlara göre, Elazığ depreminin sebebi; kızların çocuk yaşta evlendirilmemesiymiş. Tabi bu yorumlarda bilinçsiz yöneticilerin ihmalinin payının oldukça büyük olduğunu düşünüyorum. Asla unutmayın; insanların yaşadığı acılar ve korkular kimsenin eğlence malzemesi değildir.

Evet dostlar, benden bu kadar. Küfür etmemek için kendimi sıktım yeterince. Kendinize iyi bakın, seviliyorsunuz.



     Belirli bir süredir blogumla ilgilenemiyorum. Bunun için hepinizden özür dilerim. Yaklaşık birkaç aydır üniversite sınavı ile alakalı sorunlarla cebelleştim ve yaklaşık birkaç gün sonra emeğimin karşılığını alacağımı umuyorum.

    Bu zamanlar benim için sıkıntılı geçti diyebilirim. Tabiki bu sıkıntıların bana iyi anlamda getirilerinin olacağına da inanıyorum. Yaptığım gözlemler bazı konularda hırslanmamı ve gerçeklere uyanmamı sağladı. Yada en azından ben bunu umuyorum.

    Translık konusunda yaptığım gözlemleri sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü konumuz bununla alakalı. LGBT bireyler ve aileleriyle olan yada olabilecek ilişkilerinden tutun transeksüellerin toplumdaki gördükleri ve daha niceleri...

    Öncelikle aile yapımız ne olursa olsun veya ailelerimiz inançları ne olursa olsun bunların bizlere saldırmaları, zarar vermeleri veya nefret söylemlerinde bulunmalarına mazeret olamaz ki daha önce bu konuyla alakalı zaten bir şeyler söylemiştim. Bu konuyla alakalı açık fikirli olan ve belirli bir yaşın üstünde olan insanlara bu konuyu sorarsanız size eskiden yani bundan yaklaşık 15 yada 10 yıl öncesinde LGBT ye saygı duymayan insanların daha az zarar verme eğiliminde olduklarını yada daha fazla hoşgörünün olduğunu size söyleyeceklerdir.

    Bu belirli zaman içinde toplum yapısının alaşağı olmasıyla beraber toplumdaki hoşgörü ne surette olursa olsun tükenmiştir. Yatak odasında yaptıkları şeyleri insanlara doğal olarak anlatmayan insanlar (ki bende anlatmayı doğru bulmuyorum zaten) başka insanların yatak odalarına karışır oldular. Toplumun tarihteki hoşgörü, dayanışma ve saygı çerçeveleriyle bugünü karşılaştırdığımızda içler acısı bir tablo çıkıyor. Şöyle ki milletin karısına kızına tecavüz edip kadınları ikinci sınıf insan gören kirli zihniyetler kendileri melekken(!) kimseye zararı olmayan sıradan statülü insanlara sataşmak için bahane arıyor. Bu konuda ise LGBT bireyi olup olmaması onlar için bulunmaz fırsat.

    Ama korkmasınlar çünkü o kadar masumun canına mal olan insanların kafasına gökten taş yağmıyorsa yada azap çekmiyorlarsa kimse azap çekmez. Şimdi bazen düşünüyorum; ya bu insanlar bütün sorunları çözülen harika bir toplumda yaşıyorlar yada ben abartıyorum. Ondan sadece birkaç dakika sonra haberlerde (bir kadın yada erkek olması fark etmez çünkü her şekilde rezalet) bir insanın taciz yada tecavüze uğramasını yada öldürülmesini izliyorum. Sonra boş beleş zihniyetlerin kirli fikirlerini görüyorum yada duyuyorum.

    Ben bu ülkede çocuk gelinler varken küçük çocuklar yaşamaması gereken şeyler yaşıyorken milletin yatak odasına karışmamam gerektiğinin bilincinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü eğer bu sorunları görmezden gelip kendimizce ahlak bekçisi olursak yetişen yeni nesillerin ne güvenliğini nede eğitimini gerçekleştiremeyiz. Tabi niyeti bu olmayan sadece kendi pisliklerini saklamak için millete çamur atan insanların bunları zaten umursamadığını zaten biliyorum.

    Hadi bu konuda bir örnek verelim; mesela sizler 12 yıllık eğitimi zorunlu kıldığınız insanlara 12 yıl boyunca bir insana neden saygı duyulması gerektiğini anlatamazsanız kadın cinayetleri bitmez değil mi? Sonrasında ölen kadınları haberde izlerken tek derdimiz "Acaba eşini neden sinirlendirdi?" olursa bu toplum nasıl düzelir? Bir mucit gelip aynı anda bütün insanların zihinlerini bir şekilde kontrol etmeli böyle bir durumda. O gece orada ne işi vardı? Kesin topuklu ayakkabı giymiştir o yo***! İb** gibi giyinirse millet ne yapsın? Çünkü bunlar cinayet için mantıklı sebepler değil mi? Bir hayat bitmiş belki annesiz/ babasız kalan çocuk yada çocuklar var belki o kişiyi evde kardeşleri bekliyor. Ama yok konuşmak zorunda insanlar!

    Bazen bu ahlak elçilerinin millete reva gördüklerini yaşamalarını isterken buluyorum kendimi. O an üzüntümle öfkem had safhaya çıkıyor. Canı yanan günahsız insanlara üzülüyorum. Ağlayan annelere üzülüyorum. Ümitsiz gençliğe üzülüyorum. Üzüldüğüm şeylerin listesini yapmak isterim ama o kadar uzatmaya gerek yok. Çünkü anlayanlar zaten anlamıştır yada anlamayanlara ne dersem diyeyim anlamayacaklar.

    Ön yargıları varmış bu zat-ı mübareklerin! Mesela doktorun biri acile gelen hastaya eşcinsel olduğunu fark ettiği için muayene etmeden hakaret edebiliyor. Ya ben bir konuyu merak ettim, buradan tıp öğrencilere ve doktorlara sesleniyorum; şimdi sizler hipokrat yemini ederken veya bu konuda eğitim alırken hocalarınız size zor durumda olan hastanın diline, dinine, ırkına, mezhebine, cinsel kimliğine, cinsel tercihine göre muayene edip etmeme zorunluluğunuz olduğunu mu söylüyor? Adam yada kadın acile gidiyor be acile! O an o kişi canıyla cebelleşse sen buna mı bakacaksın?

    Bu konuda yaşanan skandallar pride ayından sonra yapılan açıklama ve fetvalarla katlandı birde. Gerçekten anlayamıyorum bazen. Yapılanlara şok oluyorum sadece. Gündeme gelmez çünkü insanlar elin ib**sine her haltın müstahak olduğunu düşünecek!

Neyse dostlar bu yazımı da burada noktalamak istiyorum.
Sağlıcakla kalın, rengarenk kalın.